BABA
Yaya yolunun sağından yürüdü bir süre.Durdu,soluklandı derin derin.Ceplerine sokulu yumuk ellerini sıktı.İçinden yükselen titremeyi bastırmaya çalıştı.
İçinde bir yerleri eriyor olmalıydı.Yüreği miydi eriyen,midesi yada ciğerleri mi tam olarak bilemiyordu ama bir yerlerinin erimekte olduğunu kesin olarak hissediyordu.Bedeninin daha çok ağırlaştığını duyumsadı.Zira bacakları,vücudunun ağırlığına dayanmakta zorlanıyordu.
Açtı. İki gündür ağzına bir lokma bile yiyecek koymamıştı. Gene de canı yemek istemiyordu.
Yaslandığı telefon direğinden ayrıldı.Gözleri,karşıdaki dükkânın camına kocaman harflerle yazılmış ’LOKANTA’ Sözcüğüne takıldı bir an.Bilinçsizce havayı kokladı.Gördüğü sözcüğün kendisinde bir çağrışım yapmadığı anlaşılıyordu.Omuz silkti.
Bulunduğu yerde ne kadar süredir bulunduğunu tam olarak anımsamasa da sanki yıllardır orada duruyormuş gibi geliyordu.Durmak ve beklemek çok sıkıcı idi.Canı yürümek istedi.Birkaç adım attı ileri doğru.Karşıdan gelen bir nesneye tosladı.Bir homurdanma duydu arkasından.Geri dönüp baktı,tüm dikkatini toplamaya çalışarak.Hiç bir şey yoktu görünürde.Neye çarpmıştı acaba?
Aniden bir acı saplandı yüreğine.Yüzü patlıcan moru bir renk aldı.Saçları döküldüğü için genişleyen alnında domur domur ter damlaları oluştu.”Oğlum” sözcüğü döküldü dudaklarının arasından.Bilinci açılmıştı.Bir daha,”oğlum” dedi.
Ani bir devinimle sola dönerek yolun karşısına doğru yürüdü.Kalın bir tül perdenin gerisinden bakarcasına sönük gözleri dünyadan habersizdi.Acı bir fren çığlığı kesti yolunu.Ardından kaba bir küfür duyuldu.En küçük bir tepki vermeden yürümesini sürdürdü.Pembe boyalı binanın,dar salonundaki dik merdivenleri ikişer üçer tırmandı.Merdivenin son basamağında bir an durarak etrafına bakındı.Sonra kapısının üzerinde “serum” yazan odaya yöneldi.Kafası karanlık bir kutuydu sanki.Ve bu kutunun içi tek bir sözcük barındırıyordu: “oğlum.”Önünde durduğu kapıya tüm gücü ile yüklenecekken arkadan birilerinin kendisine sarılması ile durakladı.Bir süre kendisini kurtarmaya çalıştı,başaramadı.Sımsıkı tutan ellerden kendini kurtaramadı.Birkaç kez aynı şekilde çabaladı ama sonunda pes etti.Birden gevşedi.Yere yığılmak üzereydi.Çevreden yetiştirilen sandalyeye çöktü.Boş boş etrafına bakındı.Kendine engel olmak isteyenleri tanımak istedi.Önünde kocaman ve sonsuz bir karanlık vardı.Hiç kimseyi göremedi.Olanları anımsamaya çalıştı,anımsayamadı.Bilincini yitirmiş olmalıydı.Nerede idi?Ne yapmak istiyordu?Kendisinin hareket etmesini kimler engelliyordu?Kafasının içini dolduran binlerce soruya hiçbir anlamlı yanıt veremiyordu.Görmeyen gözlerini elleri ile kapatarak derin derin soluklandı.Yavaş yavaş bilinci açılmaya başladı.Sabahtan beri yaşadıklarını artık anımsayabiliyordu.
Sabahın alaca karanlığında,yola koyulan bostan kulübesinden farksız otobüsün,yırtık koltuklarından birinde,oğlu ile birlikte yerlerini aldıklarını anımsadı.Ateşten kızaran yanaklarındaki hüzünlü gülümsemesini taze açmış tomurcuk güllere benzettiği oğlu kucağındaydı.Sanki babasının endişelerini ve üzüntüsünü gidermek istercesine çevresine gülücükler dağıtıyordu.O,bakımsız bir bağ kulübesine benzese de bir otobüse binmeyi övünç kaynağı sayan bir çevrenin çocuğuydu.Tüm vücudunu yakan hastalık ateşine aldırmıyor,pembeleşen yüzünden,büyükleri gibi bir anlam çıkarmaya çalışmıyordu.
İlçeye ulaştıklarında ilk işleri bir doktora gitmek olmuştu.Yaşlı doktor çocuğun hastalığını anlamadığını belirterek bir çocuk hastalıkları uzmanına gitmelerini salık vermişti.Kendi ilçelerinde çocuk doktoru yoktu.Bu yüzden en yakın komşu ilçeye gelmişlerdi.Çocuk doktoru sosyal sigortalar hastanesinde çalışan bir bayandı.Mesleği ile ilgili iyi bir isim yapmıştı.Özel muayene odasında çocuğu bir süre incelemiş ve bir denge problemi olduğunu tespit etmişti.Çocuğun ateşi yüksekti.Serum verilmesini ve bir süre gözetim altında tutulması gerektiğini söyledi.
“Serum..”Bu sözcüğü anımsamak babayı yerinden hoplattı.Kafasının içinde yıldızlar uçuştu.Bilinci bulanıklaştı.Ne yapması gerektiğine bir türlü karar veremiyordu.
Serum takma işlemine kadar sevimli yüzü ile oldukça sakin ve rahat görünen oğlu iğneyi görünce ağlamaya başlamıştı.Tüm yatıştırma çabaları bir sonuç vermiyordu.Aslında serumu takacak adamın yüzünü ilk kez görüp de korkmayacak çocuk veya büyük az insan bulunurdu.Adamın fiziki yapısı çok iticiydi,ürkütücüydü.İri köşeli kafası,dik dik duran sarı kırçıl saçları,derinden bakan mavi gözleri ve kocaman kıllı elleri vardı.Bu yapısı ile büyük küçük herkeste bir tedirginlik yaratıyordu.Bunları anımsamak babayı çılgına çevirdi.Birden ayağa fırladı.”Bırakın beni,”diye bağırdı.Önünde oturduğu kapıyı sert bir şekilde itekleyerek içeri daldı.Oğlunun yattığı sedyeye bir göz attı.”Ohh..”Dedi. Oğlu bıraktığı yerde sessizce yatıyordu.Babasını görünce ağlamaya başladı.”Baba beni buradan götür,beni burada bırakma,niçin bıraktın beni?” Diyordu.”Şu adamı kov buradan,gitsin o adam.”Diye serum takan adamı gösteriyordu.”Tamam yavrum” dedi baba.”Tamam bir tanem.Sana oyuncak almak için aşağı inmiştim,işte geri döndüm.Ben seni bırakır mıyım?Oğlunun yüzüne gözüne öpücükler kondurdu.Serum takan adam öteki hastanın yanındaydı.Baba adama seslendi:”Çıkar şu serumu!” “Olmaz” dedi, adam. “Doktor söylemeden çıkaramam.” Baba içinden kabaran öfkeyi bastırmaya çalıştı.Nefretle baktı serumcuya.İçinden adamın boğazına sarılıp sıkmak,sarı saçlarından tutup duvarlara çarpmak geçiyordu.Kızgınlığını belli etmemeye çalışarak,”çıkar şunu.”Dedi.Adam umursamaz gözlerle bakmaya devam ediyordu.Bu kez kendisi çocuğun şakağına takılı serum iğnesinin bandajlarını özenle çıkardı.Serumcu, babanın yüzündeki ifadeden çekinmiş ve engel olmaya kalkışmamıştı.Doktora haber vermek üzere dışarı fırladı.Baba bir yandan oğlu ile konuşurken dikkatle iğneyi çıkardı.Aslında iğne yapmayı bildiği için bu işin acemisi değildi.İğnenin yerinden kan çıkmasını önlemek için yan masada duran pamuktan bir parça alarak bastırdı.Çocuğu kaldırdı,kazağını giydirdi.”Korkma yavrum,şimdi buradan gideceğiz.Seni bu insan kasabının eline bırakır mıyım?”Çocuk çok terlemişti.Üşümesini önlemek için kendi ceketini çıkarıp oğlunun sırtına örttü.Çocuğu kucağına aldı,çıkış kapısına yürüdü.Tam kapıda doktorla karşılaştı.Nefretle süzdü doktoru.Doktor sakindi.”Niçin böyle davranıyorsunuz?Biz çocuğun tedavisi için uğraşıyoruz.Bize yardımcı olmanız gerekmiyor mu?”Baba kendisinin bile tanıyamadığı boğuk ve nefret dolu bir sesle bağırdı.”Ne tedavisi yapıyorsunuz?Çocuğumun hastalığının ne olduğunu anladınız mı?Bu nasıl bir tedavi böyle?İğne bile yapmaktan aciz şu insan kasabının elinde hasta tedavi olabilir mi?Bırakınız,sizin tedavinizi istemiyorum.Ben çocuğumu Samsun’a götüreceğim.Sakın engel olabileceğinizi düşünmeyin.”Doktorun yanıt vermesini beklemeden dışarı çıktı.Bekleme salonundakiler üzgün üzgün bakıştılar.Baba konuşmasını sürdürdü.Zehirle doluymuş gibi hissettiği içini boşaltıyordu.”Oğlumu buraya getirdiğimde şimdiki durumundan daha iyiydi.Hastalığa kesin tanı koymadan ne serumu taktırıyorsunuz?Anlamadığın halde bizi neden burada alıkoyuyorsunuz?”Oğlunun yüzüne baktı.Sol yanağı aşağı sarkmış,sol gözü diğerine göre büyümüş gibiydi.Doktor da kendisine korku ile bakan çocuğun yüzünü görmüştü.İçinden,”galiba felç başlangıcı,”diye geçirdi.Daha fazla zaman yitirmemeleri için kenara çekilerek babaya yol verdi.”Bir nörologa göstermelisiniz.” Dedi.Baba son kez kin ve nefretle süzdüğü doktora,”Allah belanızı versin.” Diyerek merdivenlerden aşağı yürüdü.
Dışarıda sert bir rüzgâr vardı.Hava soğuktu.Terli olan oğlunun üşümesini önlemek için büsbütün sarıldı çocuğa.Kendide terliydi ama kendi sağlığını düşünmenin ne yeri ne de zamanıydı.Hızlı hızlı yol aldı.Boğazına düğümlenen hıçkırıkları dışarı bırakmak istemiyordu.Acı biber sürülmüş gibi yanan gözlerinden,uzayan sakalına doğru inen göz yaşlarına engel olamadı.Yaşlı gözleri önünü net görmesini önlüyordu.Sanki ortalık birden kararmış,geceye dönmüştü.Oysa bu karanlığın nedeni görüşünü engelleyen göz yaşlarından değil,canından çok sevdiği oğlunun hastalığından duyduğu üzüntüdendi.
Çevresindeki hiç bir şeyin farkında olmadan,kucağında bir gül destesine sarılır gibi sarıldığı oğlunun, geleceğinden duyduğu kaygının etkisi ile tüm yaşama olan duyarlılığını yitiren baba,ilçe terminaline doğru yürüdü.
Bilal BENGÜ